31 Ekim 2011 Pazartesi

İthaka


              KRAL ODYSSEUS'UN MEMLEKETİ




       14.07.2010     İTHAKA
   


Hoşçakal Kefalonya
   Feribotun araba ücretini (17.5 €) öğrendikten sonra maceraya atılmaya değmeyeceğini düşünerek biletimizi aldık, İthaki'ye doğru yola çıktık. İyi ki arabayı almışız. İndiğimiz liman sadece birkaç taxinin ve bir otobüs durağının olduğu bomboş bir meydandı ve biz bu adada nerede konaklıyacağımızı bile bilmiyorduk. Adanın merkezi olan Vathy'i sonraya bırakarak kuzeye doğru yolu takip ettik. Sebebi: Ateş'lerin bu adada demirledikleri limanda tanıştıkları, "giderseniz mutlaka bulun" dedikleri Heybeliada'lı Yanni'yi bulma fikriydi. Söyledikleri gibi Yanni bizim yaş gurubumuzda ise hele birde Heybeliada'lı ise mutlaka tanırdık. Yol boyunca şaşırtıcı güzellikteki manzara keyfimizi arttırdı. Frikes köyüne vardığımızda Yanni'nin aşçı olarak çalıştığı Penelope Taverna tam karşımıza çıktı. Yanni'yi bulduk tanıştık ancak kimse birbirini tanımadı, olsun. Kalacak yer konusunda fikrini sorunca bize bir otel adı verdi, akrabaları olduğumuzu söylersek yardımcı olacaklarını söyledi sağolsun. Frikes yolunun tam başında olan otelin resepsiyonisti 100 € olan oda fiyatını 80 € ya indirebileceğini söyledi ve biz oradan hızla uzaklaştık. Daha sonra neden bu kadar şımarık bir rakkam olduğunu anladık. Adanın tam kuzey noktası olan Frikes'te marina vardı ve merkez Vathy'ye de oldukça uzaktı. Üstelik yolboyunca kalacak tek bir yer bile yoktu. "Rooms" tabelalarına durupta bakındığımızda kepenklerin sıkı sıkı kapalı, ini-cini top oynayan binalar olduğunu görüyorduk, üstelik yazın en civcivli zamanı olan temmuz ortasındayız. Tahminimize göre bu apart-oteller, pansiyonlar rezervasyonla aylık veya sezonluk tutulan yerlerdi, öyle çat-kapı gelemiyordun. Ekonomik kriz de ciddi etkiliydi elbette.  Umudumuz Vathy'deydi ama bayağı tedirgin olmayada başlamıştık.
Merhaba İthaki
   İthaka yemyeşil tepeleri, bol virajlı yolları olan küçük bir adaydı ama tarihi M.Ö. 4000-3000 yıllarına kadar uzanıyordu. Mykenea döneminde komşusu Kefalonya'yı da içine alan bir krallığın merkeziymiş. Kral Odysseues'un vatanı da burası imiş. Odysseues karısı Penelope ve oğlu Telemakhos'u burada bırakarak hiç istemediği halde Agamemnon'un Troya seferine katıldı ve savaştan sonra da büyük tehlikeler atlatarak ancak 10 sene sonra tekrar yurdu İthaki'ye dönebildi. Oya gibi girintili çıkıntılı kıyıları olmasından dolayı adanın her tarafında doğal bir liman var. Belkide bu özelliğinden dolayı bu küçücük ada bir krallığın merkezi olabilmiştir. Ha birde yeni öğrendiğim bilgiye göre Prens Charles ile Leydi Diana'da balayılarını bu adada geçirmişlermiş.
Cafe Hani'den biraz Kefalonya seyri
 Adanın en ince bölgesinde bulunan 1800 m. yükseklikteki tepeden geçerken karşımıza çıkan cafeye kahvaltı yapıp dinlenmek için girdik. Cafe-bar-restaurant olan Hani (Han) adındaki bu çok hoş tesis 18.yy.dan beri hizmet veriyordu. Manzarası anlatılır gibi değil mutlaka görmek lazım. 
İthaka'nın başkenti doğal liman Vathy 
  Vathy kasabasına vardığımızda sahil boyunca ilerleyerek karaya doğru iyice girmiş dar ve uzun koyun çevresini döndük. Bu koy dünyanın en büyük doğal limanlarından biriymiş. Bir karton üzerine elle yazılmış "rooms for rent" yazısını takip ederek dar bir yokuşa girdik. Yine kapılar ve pancurlar kapalı ama biraz daha hayat belirtisi var sanki. Çaldığımız zilin sesine 70 yaşlarında, beyaz saçlı, sevimli, bıcır bıcır bir kadın üst balkondan "neee" (eveeet) diye cevap verdi. Hoş sohbetten sonra 40 € ya anlaştık ve kısa bir süre sonra odaya yerleştik.  Ama ne oda... Yattığın yerden denizi, tekneleri, karşı kıyıyı görüyorsun. Biz zevkten dört köşeydik. Üstelik bu İtalyan tarzı dairede küçük bir mutfakta vardı. Eh biraz ekonomiye başlamalıydık değil mi ?
Odamızın manzarası
   Tomtomumuzda belirtilen plajlardan en yakında olanına gidip güzeel bir sefa yaptık. Günün yorgunluğu üstüne bira, patates, bol sarmısaklı cacık dizlerimizi titretmeye başlayınca dinlenmeye döndük. Bu arada yemek faslını odada halledelim diye market alışverişini de yaptık hem de Carrefour İthaki'den. Deniz ürünleri inanılmaz ucuzdu bayıldım bayıldım. Karışık bir paket alıp saganaki (sote gibi birşey) yapmak istiyordum, bir türlü kısmet olmadı. Belki başka bir yerde..
 Akşam olduğunda çok şık bir hilal gökten bize hoşgeldiniz dedi, o kadar güzel bir geceydi ki odada yemeyi felan unutup giyindiğimiz gibi limana indik tekrar. Bu arada öğleden sonra çıkan oldukça kuvvetli rüzgar 22.30 gibi hızını kesmişti ama hiçbir şekilde serinletmiyordu. Adeta fön rüzgarı gibi sıcak estiği için daha da bunaltıyordu, yattığımız yeri bilemedik.




      15.07.2010   İTHAKA



   Sevgili kocam sabah erkenden şeker almaya markete gitti ve plaj şemsiyesine varana kadar eli kolu dolu geldi ancak şekeri almayı unutmuştu. Şemsiye konusunda haklıymış. İthaka'da 20 ye yakın irili ufaklı doğal plaj vardı ve çoğunda tesis olmadığından (ki biz böylesini tercih ediyorduk) yaygısız, şemsiyesiz, gözlüksüz hatta minik bir buzluk olmadan rahat edemezsiniz. Buzluğu almamıştık artık ama geri kalan donanım tastamamdı, bakalım geri dönüşte bu malzemeleri nasıl yerleştireceğiz. Güzel bir kahvaltıdan sonra vefakar tomtom'umuza plajları komutladık ve gördüğümüz her koyda, her plajda denize girdik kaçırmamacasına. Çıldırmıştık sanki...

Tepedeki Yangın Kulesi
Tepedeki Manastır


Polis Limanı
 Dün güneyden kuzeye doğru ilerlerken sola saptığımız kavşaktan bu sefer sağ yöne saptık ve tepeye tırmanmaya başladık. Adanın en yüksek tepesine çıkmıştık, manzara olağanüstüydü. Bu tepede büyük bir manastır ve yangın kulesi vardı. Kule adayı hatta diğer adalarıda yerle bir eden 1953 depreminde hiç zarar görmemiş. Tepenin diğer yamacına indiğimizde bir tepe köyü olan Stavro köyüne vardık. Adanın en büyük köyü olan bu yerleşimde 300 kişi yaşıyor. Kral Odysseus'un sarayının bu köyün üzerinde yer aldığı tepede olduğu sanılıyormuş. Köyün deniz kıyısı olan Polis limanına indik.  
Loizos Mağarası
Yollar dar ve çok keskin virajlı idi fakat beton-asfalt olduğundan çok rahat yol alıyorduk. Adanın en ücra köşelerinde bile yollar çok düzgündü. Polis limanıda büyük bir doğal plajdı, deniz yarı eriştelik yosunluydu ama yinede güzeldi. Antik dönemlerde önemli bir limanmış burası. Girişte Cave Loizos tabelası dikkatimizi çekmişti, sahilin diğer ucunda bir yer göstermişlerdi. Denize girip güneşlendikten sonra eşyalarımızı emniyete aldık, üzerimizde mayolarla ağaç ve çalıların arasından yürüyerek çok merak ettiğimiz mağarayı görmeye gittik. Tabelayı buldukta mağarayı göremedik. Turhan'ın dediği gibi "Bizde buna kovuk diyorlar". Eğer zar zor seçilen o aralığa mağara diyorlarsa hayal kırıklığı... Ben pek inanamadımda bayağı bir arandım oysa neler hayal etmiştim, mağaranın girişinin denizden olabileceğini düşünerek mayolarla gidelim diyede tutturmuştum. Rehber kitabımızın belirttiğine göre bu mağarada üstünde "Odysseus'a adanmıştır" yazan bir mask bulunmuş ve şu anda Stavro köyündeki Arkeoloji müzesinde sergilenmekteymiş ama biz maalesef burayı da gezemedik, kapalıydı. Neyse gidip sandviçlerimizi yiyelim bari dedik ve başka bir hayal kırıklığı. Özene bezene hazırladığım sandviçleri odada unutmuşuz. E pes... 
Ağaçlar içinde şirin bir meydanı olan Stavro köyüne tekrar tırmandık. Yiyecek birşeyler aranırken Hommer's School tabelası dikkatimizi çekti bu sefer. Yine bir tabela peşine düştük ancak 2. tabeladan sonra izi kaybettik. Üstelik köylüsü eliyle gösterdiği halde bulamadık veya göremedik, yolu uzattık, kaybolduk, acıktık, yorulduk. ööff sinir olduk...
  Akşam balkonumuzda enfes proşuttolu gudalı sandviçlerin üstüne çikolatalı pastalarımızı götürdükten sonra deniz kenarına indik. Ayışığı altında cafelerden birinde manzarayı seyrederek geçirdiğimiz gece çoook romantikti.


        16.07.2010     İTHAKA


     Dün akşam üzeri uğradığımız İonian Ferrylines şirketinden edindiğimiz bilgilerle bugün Zakynthos adasına geçmeye karar verdik. Feribot saati 15.30 idi. Pansiyonu boşalttık. Bir daha yolumuz bu adaya düşerse kesinlikle yine burada kalacağız. Adada su kaynağı olmadığından tankerlerle getirtilen su haftada 2 kez ada halkına dağıtılıyordu. Sevimli pansiyoncu teyze küçük bir anısını anlatarak zarifçe bizi bu konuda uyarmıştı. Gerçi ben biraz gerilmiştim ama haklıydı ve biz yine buraya gelecektik.
  Adaya ilk geldiğimizde feribot iskelesinin yan tarafında bir plaj olduğunu görmüştük. Yolculuk saatine kadar vaktimizi bu sahilde denize girerek değerlendirebilecektik ki öyle de yaptık. Bu sahil batıya bakıyordu, bir süre sonra şemsiye yeterli olmamaya başladı. Ve biz saat 10.30 dan 14.30 a kadar suyun içinde oturduk hatta şemsiyemizi de denize gömerek oturduk. Bu arada keskin virajı alamayan kocaman bir tırın manevralarını, arkadaki eve girmek isteyen 2 yaşlı cooker köpeğin çırpınışlarını, kocası dalgıç giysileri içinde balık sevdasına düşmüş genç bir çiftin kapışmalarını ve daha nicelerini oturduğumuz suyun içinde izlerkende çok eğlendik.
 14.30 da liman polislerinin çağırmaları ile sefamıza son verip feribota bindik, 16.20 de de Kefalonya adasına varmıştık. İthaki'den Zakynthos'a gitmek için sefer olmadığından Kefalonya'dan aktarma yapmak gerekiyor.
Hemen hareketle Kefalonya adasının güney ucundaki Pesada limanına 45 dakika sonra vardık. Yine zamanla yarışıyoruz. Pesada limanı İthaki'de olduğu gibi bir ferybot ve birkaç arabadan başka birşey olmayan bir limandı. Artık denizden bööö geldiği için ben girmedim ama hava o kadar sıcaktı ki Turhancığım kaçırmadı bu güzelim suyu.
 18.00 de hareket eden gemi 19.30 da Zakynthos adasının Agia Nikola limanına vardı.


    

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder