8 Ekim 2011 Cumartesi

Atina

        AKROPOLİS'İ GEZİYORUZ


   10.07.2010   ATİNA


   Elimizde şehir haritası ve günlük metro biletlerimiz sabah 9.00 itibarıyla şehir turuna  başladık. 


  İlk durak Akropolis. Kişi başı 12 € olan giriş biletlerine birbirine yakın olan 6 tane örenyeri dahil. Antik Agora. Dyonisos Tiyatrosu, Roman Agora, Kerameikos, Zeus Tapınağı ve Hadrianus Kütüphanesi. Dünyanın dört bir tarafından akın akın insanların geldiği, benimse hayallerimde kimbilir ne animasyonlarla süslediğim Akropolis maalesef gereken özen gösterilmemiş, nasılsa turistler geliyor kayıtsızlığı içinde kendi haline bırakılmış görüntüsü ile beni büyük hayal kırıklığına uğrattı. Yaklaşık 40 senedir süren restorasyon çalışmaları yüzünden sağından solundan vinçler iskeleler sarkarken demir yığınları içinde sütunları görmeye çalışmak, hiçbir açıklayıcı tabela olmadığından neyi ne olduğunu anlamak için bir yandan da kitapçıkları karıştırmak çoook sıkıcı. İstemeden ülkemle kıyasladım ve bizim bu konuda daha ileride olduğumuzu gördüm, şaşırtıcı değilmi ? Üstelik bunu düşünen sadece ben değildim. Kanada'lı bir bayan gurubu, Brezilya'lı bir başka kişi gibi orada sohbet ettiğimiz  diğer turistlerde Efes, Bodrum, İstanbul vb yerleri hatırlatarak beğenilerini sunarken samimi idiler ve aynı kıyaslamayı onlarda yapıyorlardı.
Akropolis'ten Atina'ya  kuşbakışı 

Parthenon Tapınağı
Yunanca'da Akropolis "yukarıda bulunan şehir " anlamına geliyormuş ve özellikle tapınakların, hazinelerin saldırıya uğramaması için kentin yakınındaki tepeye kuruluyor, sürekli korunuyormuş. Atina Akropoli'de cilalıtaş devrinden beri varolup bugün gezilen yapılar ise M.Ö. 5 yy.da Perikles tarafından yaptırılmış. Akropolis'in en önemli yapıtı olan Parthenon Tapınağı tanrıça Athena için yaptırılmış vee Osmanlılar döneminde de bir süre cami daha sonrada cephanelik olarak kullanılmış, düşünebiliyormusunuz...  






  
 Herodes Atticus Tiyatrosu bugün müzikal ve tiyatro gösterilerinin sunulduğu 5000 kişilik bir gösteri merkezidir.




  Erekhtheion Tapınağı da tanrıça Athena adına yapılmış bir başka İon tarzındaki yapıttır. Karyaditler Portikosu denilen saçakları taşıyan kadın heykeli şeklindeki sütunlar çok hoş görünüyorlar. Efsaneye göre Tanrı Zeus  şehre en değerli armağanı verme yarışması düzenler. Poseidon'un denizden çıkarttığı savaşlarda büyük yarar sağlayacak ve çok ağır yükleri taşıyabilecek çok güçlü atına karşılık Athena topraktan zeytin ağacı çıkartarak yarışmayı kazanır. Böylece hem şehrin koruyucusu olur hemde şehre ismini verir. İşte o yarışmanın yapıldığı noktada günümüzde bir zeytin ağacı bulunmaktadır ama  taa o zamandan beri orada olduğunu ben pek zannetmiyorum !
Athena'nın zeytin ağacı
Karyatidler Portikosu

Propylaea bugün
Propylaea; Akropolis'in giriş kapısıdır, en büyük özelliği Dor ve İyon sütunları birarada kullanılmış, hem dikdörtgen hemde silindir öğelerin karıştığı antik bir yapıdır.

Propylaea'nın temsili resmi


Dyonisos Tiyatrosu
Olympos-Zeus Tapınağı  

   
                      
Antik Agora ortasındaki Hephaistos Tapınağı, hemen arkasında Monastriaki bölgesi görülüyor.
      Öğle yemeği için ısrarlı tavsiyeler üzerine Monastriaki-Plaka daki çarşının içinde meşhur SOUVLAKİ ciye geldik. Souvlaki yumuşacık bir pide içine şiş et (kuzu, domuz, tavuk olabiliyor ), kuru cacık, patates kızartması, turşu, domates, soğan konulup konik şeklinde dürülerek hazırlanan bir dürüm çeşidi ki çoook lezzetli. Yani bizim olayımızdan farkı içinde sarmısaklı kuru cacık olması. Eğer aynı malzeme içerisine şiş et değilde döner koyarsanız GYROS denilen bir başka fast-food çeşidi oluyor. Souvlaki, bira, baklava, Tür kahvesi... Hiç yabancılık çekmedim valla. Bu arada Monastriaki semti çok renkli, turistik bir semt. Haftanın bazı günlerinde bu daracık sokaklarda eskici pazarı kuruluyormuş ama bize denk gelmedi ne yazıkki. Şehirde varolan 2 camiden biride bu semtte bulunuyor ancak müze olarak kullanılıyor.
Parlamento Binası

     


 
Meçhul Asker Anıtı
  Deli gibi doyduğumuza göre gezimize devam edebilirdik ve Syntagma Square e doğru yollandık. Burası kapısında mahalli kıyafetleri içindeki Yunan askerlerinin nöbet tuttuğu Parlamento Binasının 
Kurşunlanmış nöbetçi kulübesi
bulunduğu meşhur meydandı. Hele son zamanlarda öğrenci ayaklanmalarının, halk protestolarının, polislerin, çatışmaların sıkı sık tv.lerde görüntülendiği meydan. Bugün güvercinler volta atıyorlar ama hemen parlamento binasının park girişindeki nöbetçi kulübesinin üzerinde bulunan kurşun delikleri durum ciddi galiba dedirtiyor. Şehirdeki polislerin yoğunluğu oldukça dikkat çekici, oysa halk son derece sakin, sessiz. Trafik sesi, korna sesi evet evet korna sesi yok, inanılır gibi değil, bende ne kadar huzurlu ortam var diyordum. 
 Daha sonra Parlamento binasının sol yanındaki National Garden'a girdik. Turhan'ın ayakları iflas etmeye başladığı için o bir banka oturup dinlenirken bende peyzajı çok hoş yapılmış bu kocaman botanik bahçesini tek başıma dolaşayım dedim. Ama ağaçların arasındaki kuytu banklarda oturan saplama tiplerden rahatsız olunca paniğe kapılarak yolu şaşırdım ve kayboldum. Gerginlikten mi, minik göletlerin yarattığı nemli ve sıcak havadan mı bilmem kan ter içinde koşuştururken kabus gibiydi.
   Bir sonraki hedefimiz Teleferik Tepesi (Lycabettus Hill ). Bu tepeye çıkmak için Atina'nın en seçkin, pahallı ve şık semtinden yürüdük ve dinlenmek için bir cafeye oturup frapelerimizi içerken farklılığıda fark ettik. Hatunların hepsi şık ve bakımlı, dükkanlar pahallı, apartmanlar-evler güzel ve lüks... Kısa molamızdan sonra yine tabanlara kuvvet zorlu bir merdiven tırmanışına geçtik. 100 mü 300 ü saymaktan artık vazgeçtiğim basamaklar canımıza okumuştu ama iyiki pes etmemişiz. Yanlış anlamayın tepeye çıkmıyoruz, tepeye çıkarıcak olan teleferiğe ulaşmaya çalışıyoruz. Tabi ki taksi alternatifi var ama biz sokak sokak dolaşıcağız ya ondan bu kadar kararlıyız. 
Lycabettus Tepesinden seyir
Adam başı 6.50 € olan teleferik bizi Atina'nın en yüksek tepesi ( 277 m.) ne çıkartmıştı.Şık bir cafe-restaurant, en zirvede çok hoş bembeyaz bir kilise (Agios Georgios Şapeli) ile çan kulesi ve tüm şehri ayaklar altına seren şahane bir panorama vardı. Hatta hayatımda gördüğüm en şık wc ye de burada rastladım, tuhaf bir tanıtım oldu ama söylemeden geçemeyecektim. Kısacası biz bu tepeyi çok sevdik ve iyiki de gelmişiz dedik. Tavsiye ederim.
Agios Georgios  Şapeli
Günbatımını bekliyorlar







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder